Yeni
Loading...

"Köyden İndim Şehre" Sözü Tersine Döndü



Balıkesir'de bir araya gelen dernek ve sivil toplum kuruluşu üyeleri kendi ürettikleri ekmeği anlattı. Şehirdeki ikametlerinden ayrılıp köye yerleşen ekolojik köylüler, "Köyden indim şehire" tabirini de tersine çevirmiş oldu.

Balıkesir Barosu konferans salonunda 'Ekolojik Yaşam ve Gıda' konulu konferans düzenlendi. Konferansa Türkiye Tohum Ağı Sekretaryası Arif Şen, Başka Bir Gıda Mümkün Hareketi Sözcüsü Doktor Kadir Dadan, Bayramiç Yeniköy Kazdağları Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Mustafa Alper Ülgen, Balıkesir TÜKODER Şube Başkanı Necdet Bayhan katıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Türkiye Tohum Ağı Sekretaryası Arif Şen, ekmeklerin tadı neden bozuldu demek yerine tohumlar neden bozuldu demenin daha doğru olacağın söyledi. Arif Şen, "Önce ekmekler neden bozuldu diye düşünürken önce tohumlar neden bozuldu demek daha doğru olur. 12 bin yıllık kültürel bir birikimi son 80-90 yılda mülkiyet haline getirildi. Nasıl mülkiyet haline getirildi derseniz, Mendel, olaya matematiksel açıdan yaklaştı ve ıslah konularını ele aldı. Bu aşamadan sonra uzmanlaşmalar başladı. Uzmanlaşma ile birlikte bir pazar olgusu ciddi olarak ortaya çıktı. Mevcut ekmeklerin tadının bozulmasında temel konu buğday sapının kısalmasıdır. Buğday sapının kendisi ciddi bir fabrika. Buğday, yerden aldığı materyali işleyerek yukarıya iletir, bu süreç ne kadar uzun olursa o kadar iyidir. Eskiden yapılan ekmeklerin kokması bundan kaynaklıdır" dedi.

BUĞDAY EKİP, DEĞİRMEN BULDULAR

Başka Bir Gıda Mümkün Hareketi Sözcüsü Doktor Kadir Dadan, sağlıklı beslenmek için buğday ekmeye başladıklarını belirtti. Kadir Dadan, ekmeğe kimyasal maddeler koyulduğunu iddia ettiği konuşmasında, "Bize hep söylüyorsunuz ama yapmıyorsunuz deniyordu. Bir şekilde ekmek işine girdik. Buğdayları ektik, bir yıl beklememiz lazımdı. Fırına gittik, farklı bir ekmek yemek istediğimizi söyledik bize köy unu tavsiye ettiler. Buğdayı ektik ama nasıl öğüteceğiz? Un fabrikasına gidince kendi buğdayın ununu alamıyorsun, fabrika kendi ununu veriyor. Gönen'de çalışan bir su değirmeni bulduk. Kendi buğdayımızı üretebilecektik. Süreç tahminimizden uzun sürdü. İlk yıl ancak biz tohumu kurtarabildik. Bu sene 4. yılımız ancak kendi ekmeğimizi yapabilir hale geldik. Bir çok sorunla karşı karşıya kaldık" dedi

Doğal halde üretilen ekmeğin sağlık yönüne de değinen Dadan,

"Bu ekmek ile daha sağlıklı bir sindirim sistemi oluyor. Un fabrikalarında ekmeğin daha uzun süre durması için kimyasallar katılıyor, kimisi gluten katıyor, bazılarında beyazlaştırıcı katılıyor. Bütün bunlardan ancak bir değirmenle kurtulabiliyorsunuz. Sağlık açısından kabızlık gibi bir sorun olmuyor, şeker emilimi daha düzenli daha yavaş şekilde oluyor. Lezzet farklılığı var. Buğday örneklerimizi elimizde. Her yer kendi üretimini yapsın, bizden ekmek istiyorlar, un istiyorlar. Biz, sizin yapmanızı istiyoruz. Etrafınızdaki insanlarla yapacaksınız. Bunun için bir araya geleceksiniz, istediğiniz yardımları biz sağlayalım. Balıkesir şanslı bir coğrafya, neredeyse her köyde işleyen bir değirmen var. Çanakkale'de de benzer bir girişim var" dedi.

EKOLOJİK KÖY KURDULAR

Toplantıda konuşan Bayramiç Yeniköy Kazdağları Ekolojik Yaşam Derneği Başkanı Mustafa Alper Ülgen, kurdukları ekolojik köyü anlattı. 100 dönüm toprakları olduğunu ifade eden Başkan Ülgen, "Bayramiç'in Yeniköy mevkinde kolektif bir yaşam çiftliğimiz var. Birisi Bursa diğeri İstanbul Barosu'ndan iki avukat arkadaşımızla birlikte 10 kişi görev alıyoruz. Kendileri henüz köyde yaşamıyorlar ama o kolektifin birer parçasılar. Ben ve 3 arkadaşım köydeyiz, 100 dönüme yakın bir toprağımız var. Bir eğitim merkezimiz, misafirhanemiz, sınıfımız var. Ahşaptan yapılmış büyük bir tahıl ambarımız var. Hedefimiz Kazdağları'nın eteklerindeki köyümüzde bir ekolojik yaşam köyü kurmak. Kendi kendine yeten, ürettiğinin fazlasını da dostları ile paylaşan bir yapımız var. Havada, suda, toprakta oluşabilecek her türlü kirlilik ile de mücadele ediyoruz. Biz çok sağlıklı gıdalar yiyoruz ama emin olun boğazımızdan geçmiyor. Bir çok arkadaşımız bunlara ulaşamıyor. Biz kendi gıdamızı üretmeyi başlardık" dedi.

Temel besin kaynaklarının buğday olduğunu kaydeden Başkan Mustafa Alper Ülgen, kullandıkları toprakta ilaç ve gübre olmadığını söyledi. Ülgen, "100 dönüme yakın ekiyoruz, elimizde sarı buğday, karakılçık buğdaylarını ürettik. Bunlardan sonra Türkiye'nin çeşitleri yerlerine tohum transferi yaptık. Kars'tan kavlıca buğdayı getirdik. Buğdayın atası sayılıyor. Yok olmuş, ambarlardan cımbızla toplanıp üretilen bir buğday. Yem amaçlı kullanılıyor. Saman kıtlığı olan ülkede bu tür buğdaylar çok önemli. Bu buğdaylara sahip çıkmak gerekiyor. Akkunduz buğdayı Kazdağları civarında bulunmuyor. Seneye tohumlarını alacağız. Bizim sarı buğdayımız müthiş bir ekmek oluyor. Genelde bulgur, keşkek yaparlar. Köyde haftada 2 kez fırın yanar, geleneksel dışı çamurdan içi tuğladan fırınımız var. O ekmek çıkar ve kendimiz tüketiriz hem de koli sistemi ile gönderiyoruz. Ayrıca, soğan, sarımsak, salça, un, domates, peynir üretiyoruz. İlaç yok, gübre yok nadasa bıraktığımız toprakları kullanıyoruz. Seneye başka bir 100 dönüm yer kullanıp bu yıl ki yeri nadasa bırakacağız" dedi. 800 nüfuslu köyde maden karşıtı çalışmalar da yürüttüklerini söyleyen Mustafa Alper Ülgen, şunları söyledi:

"Biz 800 nüfuslu köyde maden karşıtı çalışma da yürütüyoruz. Çanakkale Barosu, Tabipler Odası'nda, Çevre Platformlarında varız. Maden firmaları Kazdağları'na çöreklenmiş. ÇED toplantılarını yaptırmıyoruz. Çanakkale'nin yüzde 57'si, Balıkesir'in yüzde 68'i maden şirketlerine ruhsatlandırılmış. Bu anlamda odalar, STK'lar köylüler önemli bir rol oynuyor. Çanakkale'de termik santral furyası var. Tüm bunlar bölgemiz için 750 bin insan için büyük bir tehdit. Bu sular kirlendiğinde, orman yok olduğunda biz ekolojik yaşamdan, ekolojik üretimden bahsedemeyiz. Doğayı ve çevreyi kaybedersek bu yaptıklarımızın da anlamı kalmayacak."
Google Plus'da Paylaş

BENZER YAZILAR

    Blogger Yorumları
    Facebook Yorumları

0 yorum :

Yorum Gönderme